UPB

1 Kasım 2008 - Jur. Dr. Mevci Ergün - Medeni Hukukta Başlangıç Hükümleri

e-Posta Yazdır PDF

I. BÖLÜMBAŞLANGIÇ HÜKÜMLERİ

I. GİRİŞ

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) “Başlangıç” başlığını taşıyan kısımda yedi madde olarak düzenlenen konular özellikle özel hukuk düzenlemesinin temel kuralları özelliğini taşımaktadır. Başlangıç hükümleri yalnız özel hukuka yönelik olarak düşünülmemelidir. Kamu hukukunun temel kuralları ile çatışma çıkarmadığı alanlarda da başlangıç hükümleri aynen geçerlidir.

II. HUKUKUN UYGULANMASI VE KAYNAKLARI

TMK m. 1’e göre; “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.

Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim, örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.

Hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.”

Hukuku uygulamak zorunda olan hakim, uygulayacağı kuralları, aşağıdaki hukuk kaynaklarından bulacaktır:

a) Oluşum kaynağı

Hukuk kurallarını oluşturan güç hukukun oluşum kaynağını karşılar.

b) Yürütüm kaynağı

Hukuk kurallarını oluşturan gücün hukuka aldırdığı biçim/görünüm /form hukukun yürütüm kaynağını oluşturur. Hukuk kurallarını oluşturan gücün hukuka aldırdığı biçim / görünüm / form kesinlikle yazılı olmak zorunda değildir.

Hukukun yazılı olan kaynaklarına;

- Anayasa

- Kanun

- Kanun Hükmünde Kararname

- Tüzük

- Yönetmelik

- İçtihadı Birleştirme Kararları

- TBMM tarafından kabul edilen Uluslar arası Anlaşmalar

örnek olarak verilebilir.

Hukukun yazılı kaynaklarına bakılarak çözüm bulunamıyorsa hukukun yazılı olmayan kaynaklarına başvurulacaktır.

Hukukun yazılı olmayan kaynaklarına ise, örf ve adet örnek gösterilebilir. Bir olguya örf ve adet hukuku kuralıdır diyebilmek için sürekli olarak uygulanan bir geleneğe karşı çıkıldığında toplum vicdanı örseleniyorsa o olgu artık bir örf ve adet hukuku kuralı sayılır.

Yargıç yasada uygulanabilir bir hüküm yoksa, örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi yasa koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.

c) Destek kaynağı

Yargıç, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından da yararlanır.

Bilimsel görüşlerin yer aldığı destek kaynaklarına,

- Sistematik eserler

- Açıklamalar (şerhler)

- Monografiler

- Makaleler

- Eser veya içtihat yorumları

- Notlu yasalar

- İçtihat derlemeleri

örnek olarak gösterilebilir.

I. HUKUKİ İLİŞKİLERİN KAPSAMI

A. Dürüst davranma

Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.

Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz (TMK m. 2).

Bu anlatımla, doğruluk ve dürüstlük kurallarına ilişkin bir genel ilke ortaya konulmuştur. O halde herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken adam gibi hareket etmek zorundadır.

Yargıç dürüst davranmaya yönelik hükmü emredici bir kural olduğundan kendiliğinden gözönüne almak zorundadır.

B. İyiniyet

Hakların kazanılmasında asıl olan iyiniyettir (TMK m. 3).

Bir hak kazanılırken hakkın kazanılmasını yada diğer hukuksal sonucun gerçekleşmesini engelleyen olguyu kabul edilebilir bir nedenle bilmeme iyiniyet ve bu durumdaki kişi de iyiniyetli olarak ifade edilmektedir.

Yasa koyucu durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni gösteren kimseyi korumaktadır. İyiniyette sadece o kişinin özelliği değil ortalama insan davranışı da ölçü olarak mutlaka değerlendirilmelidir. TMK m. 3/I hükmüne göre herkesin iyiniyetli olduğu yönünde yasal bir karine öngörülmüştür. Bu nedenle iyiniyetli olduğunu ileri süren kişinin ayrıca bunu kanıtlama zorunluluğu yoktur.

II. HAKİMİN TAKDİR YETKİSİ

Yasa koyucu bilerek ve isteyerek belirli konularda yargıca takdir yetkisi vermiştir. Takdir özgürlüğünün keyfiliğe dönüşüp dönüşmediği ise üst yargı denetimi (Yargıtay) tarafından incelenir ve denetlenir.

Yargıç takdir yetkisini kullanırken öncelikle hukuka uygun karar vermek zorundadır. Yargıç hukuka uygun kararını ise hakkaniyete göre vermelidir (TMK m 4).

Takdir yetkisi kullanılırken toplum vicdanı örselenmemelidir.

III. GENEL NİTELİKLİ HÜKÜMLER

Türk Medeni Kanunu’nun ve Borçlar Kanunu’nun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde özel hukuk alanına giren çekişme konusu tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır (TMK m. 5). Yani, TMK ve BK. nun genel nitelikli hükümleri, sadece medeni hukuk ilişkilerinde değil, Ticaret Hukuku, İş Hukuku vs. gibi Özel Hukuk alanına giren tüm özel hukuk ilişkilerinde uygulanacaktır.

IV. İSPAT KURALLARI

Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür (TMK m. 6). Bu hüküm ile, genel bir usuli kural getirilmiştir.

V. RESMİ BELGELERLE İSPAT

TMK m. 7 hükmüne göre; “Resmi sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur.

Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir.”

Resmi sicil, devletin resmi memurlarınca tutulan ve aksi kanıtlanıncaya kadar doğru olduğu var sayılan kayıtlardır. Resmi sicillerin doğru kabul edilmesinin nedeni resmi bir makam tarafından tutulmuş olmasıdır. Bu nedenle kamu otoritesinin sağladığı güvenlikten yararlanırlar. Örnek, tapu sicili, marka sicili, endüstriyel tasarım sicili, patent/faydalı model sicili gibi.

Resmi senetler ise, -yalnızca imzanın onaylanması durumuna ilişkin olarak- kısmen veya tamamen resmi makamlar önünde yapılan bir işlemdir. Yasada resmi şekli öngörülmüşse bu artık bir geçerlilik (sıhhat) koşuludur. Örnek, vakfın şekli, resmi vasiyetname gibi.

2. BÖLÜM

KİŞİLER HUKUKU

I. GERÇEK KİŞİLER

A. KİŞİLİK

1. Genel olarak

a) Hak ehliyeti

TMK m. 8/I’e göre, her insanın hak ehliyeti vardır. Kimse, hak ehliyetinden kısmen de olsa vazgeçemez.

Her insanın hak ehliyetinin varlığı iki temel ilkeye dayanır.

Genellik ilkesi ile hak ehliyetinden herkesin / doğan her insanın sahip olması, eşitlik ilkesi ile de eşit olan herkesin eşit olarak hak ehliyetine sahip olduğu gösterilmiştir.

TMK m. 8/II hükmüne göre; bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil olmada eşittirler.

Hak ehliyetinin sınırladığı durumlar çeşitli nedenlere dayanmaktadır.

- Yaş

- Cinsiyet

- Yabancılık

- Diğer nedenler

a) Fiil ehliyeti

TMK m. 9 hükmüne göre, fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir.

Fiil ehliyeti, hak ehliyetine sahip olan kişinin kendi fiilleriyle hak edinebilmesi ve borç altına girebilmesidir.

Hak ehliyeti doğumla kendiliğinden kazanılırken, fiil ehliyeti bazı koşulların gerçekleşmesiyle sonradan kazanılır. Hak ehliyetine sahip olmak fiil ehliyetine de sahip olmayı gerektirmez.

Fiil ehliyetinden tamamen veya kısmet vazgeçme olanağı yoktur. Örnek; dava ehliyeti, tasarruf ehliyeti gibi.

Tam fiil ehliyetinin koşulları TMK m. 10’da gösterilmiştir. Buna göre, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.

b.1. Ergin kılınma

Erginlik 18 yaşın doldurulmasıyla başlar (TMK M. 11).

Erginlik kişinin olgunluğunun benimsenmesidir. Yasa koyucu erginlik için belirli statünün kazanılmasını istemektedir. Onsekiz yaşın doldurulmasıyla, evlenmeyle ve gerekli koşulları varsa yargıç kararıyla kişinin olgunluğa eriştiği kabul edilir.

Onsekiz yaşın doldurulmasına kadar küçük olarak tanımlanan kişi onsekiz yaşını doldurmasıyla ergin olarak tanımlanır. Onsekiz yaşın doldurulmasıyla kendiliğinden ve başkaca bir işlem yapılmasına gerek olmadan ergin olunur.

Örnek, bir kimsenin marka tescil başvurusunda bulunabilmesi için hem hak hem de fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Bir kimse yaşı küçük de olsa, evlenmiş ise, marka tescil başvurusunda bulunabilir.

Onbeş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkemece ergin kılınabilir (TMK m. 12) (Yargısal erginlik). Erginliğe mahkemece karar verildiğinde yargıç küçüğün hangi tarihte ergin olacağını tespit ve ilan eder (TMK m. 470/II).

b.2. Ayırt etme gücü

TMK m. 13’e göre, “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.”

Bu hükümde, akla uygun biçimde davranma yeteneğini etkileyen faktörler aşağıdaki gibi gösterilmiştir:

- Yaş küçüklüğü

- Akıl hastalığı

- Akıl zayıflığı

- Sarhoşluk

- Bunlara benzer sebepler.

a) Fiil ehliyetsizliği

TMK m. 14’e göre, ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur.

TMK m. 15’e göre, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz (Tam ehliyetsizler grubu).

Tam ehliyetsizin yaptığı hukuki işlemleri hükümsüz kılmak için ayrıca dava açmaya gerek yoktur. Tam ehliyetsizin yaptığı hukuki işlemler kural olarak kendiliğinden hükümsüz olduğu için yargıç tarafından kendiliğinden dikkate alınmak zorundadır.

Buna göre, tam ehliyetsizin yaptığı bir marka tescil başvurusu hükümsüz olarak kabul edilir.

Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar sınırlı ehliyetsizler grubunu oluşturur.

TMK m. 16/I hükmüne göre, ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlıların karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada yasal temsilcilerinin rızaları gerekli değildir.

Örnek, nişanın bozulması, cinsiyet değişikliği gibi.

Sınırlı ehliyetsizin yasal temsilcisinin onayı olsun olmasın hiçbir biçimde yapamayacağı işlemler de vardır. Örnek, vakıf kurmak gibi.

b) Hısımlık

Hısımlık belirli kişi grupları arasında belirli hukuki ilişkilere temel yapılan hukuki statünün dalıdır. Hısımlık kavramı ile kişiler arasında hukuksal bir bağ oluşturulur ve bu bağa bazı hukuksal sonuçlar bağlanır.

aa. Kan hısımlığı

TMK m. 17’e göre, kan hısımlığının derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belli olur.

Biri diğerinden gelen kişiler arasında üstsoy-altsoy hısımlığı; biri diğerinden gelmeyip de, ortak bir kökten gelen kişiler arasında yansoy hısımlığı vardır.

Kan hısımlığı ortak bir kökten yada birbirinden üreyenler arasında kan bağına dayanan hısımlıktır. Örnek, TMK m. 495-501’e göre yasal mirasçılık.

Biri diğerinden gelen kişiler arasında üstsoy-altsoy hısımlığı; biri diğerinden gelmeyip de, ortak bir kökten gelen kişiler arasında yansoy hısımlığı vardır.

bb. Kayın hısımlığı

TMK m. 18’e göre, eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları, aynı tür ve derecede kayın hısımları olur.

Kan hısımlığı, kendisini meydana getiren evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmaz.

a) Yerleşim yeri

TMK m. 19 hükmüne göre, yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir.

Bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz. Bu kural ticari ve sınai kuruluşlar hakkında uygulanmaz.

Tanım içinde yer alan “oturduğu yer” kavramı “konut” kavramına karşılık gelmektedir. Eğer oturulan yerde sürekli kalma niyeti ile bulunuluyorsa konut aynı zamanda yerleşim yeri niteliğini taşır. Bu nedenle her konut aynı zamanda yerleşim yeri değildir.

Bir yerleşim yerinin değiştirilmesi yenisinin edinilmesine bağlıdır.

Önceki yerleşim yeri belli olmayan veya yabancı ülkedeki yerleşim yerini bıraktığı halde Türkiye’de henüz bir yerleşim yeri edinmemiş olan kimsenin halen oturduğu yer, yerleşim yeri sayılır (TMK m. 20).

Velayet ve vesayet altında bulunan kişilerin yerleşim yerlerini belirlemek üzere yasal yerleşim yeri gösterilmiştir (TMK m. 21).

Bir öğretim kurumuna devam etmek için bir yerde bulunma veya eğitim, sağlık, bakım yada ceza kurumuna konulma, yeni yerleşim yeri edinme sonucunu doğurmaz (TMK m. 22).

1. Kişiliğin korunması

a) Vazgeçme ve aşırı sınırlamaya karşı

TMK m. 23 hükmüne göre; kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.

Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka yada ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz.

Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür. Ancak, biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez; maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulamaz.

b) Saldırıya karşı

TMK m. 24/I hükmüne göre; hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.

TMK m. 24/II hükmüne göre; kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar yada kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.

Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan gerçek kişi yada tüzel kişi, korunmak için aşağıdaki davaları açabilir (TMK m 25):

- Önleme davası

- Durdurma davası

- Tespit davası

- Maddi tazminat davası

- Manevi tazminat davası

- Saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın geri verilmesi davası.

c) Ad üzerindeki hak

Ad üzerindeki hak kişilik haklarına dahildir. Kişiliğin ayrılmaz bir parçası olan adın korunması ve değiştirilmesi Türk Medeni Kanununda ayrıca düzenlenmiştir.

Ad üzerindeki hak;

- Mutlak bir hak olması nedeniyle herkese karşı ileri sürülebilir

- Devredilemez

- Temlik edilemez

- Kişiye sıkı sıkıya bağlıdır

- Miras yoluyla geçmez

Adın çeşitleri şunlardır:

- Öz ad

- Soyadı

- Takma ad

- Lakap

Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hakimden istenebilir. Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve ilan olunur (TMK m. 27).

2. Kişiliğin başlangıcı ve sonu

TMK m. 28 hükmüne göre; kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer.

Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.

Doğum ve ölüm, nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur. Nüfus sicilinde bir kayıt yoksa veya bulunan kaydın doğru olmadığı anlaşılırsa, gerçek durum her türlü kanıtla ispat edilebilir (TMK m 30).

Ölüm olayının nüfus kütüğüne işlenebilmesi için bildirim yapıldığında cesedin varlığı ve saptanması zorunludur. Ortadan kaybolanın cesedinin bulunamamış olması durumunda iki olasılık söz konusudur: Ölüm karinesinin uygulanması yada gaiplik kararı (TMK m. 31, 45).

Cesedi bulunmayan / bulunamayan kimse ölümüne kesin gözüyle, bakılmasını gerektiren durum içinde ortadan kaybolmuşsa gerçekten ölmüş sayılacağından o yerin en büyük mülki amirinin emriyle kütüğe ölü kaydı düşürülür. TMK m. 31’de düzenlenmiş bu karineye “ölüm karinesi” denilir.

B. KİŞİSEL DURUM SİCİLİ

I. GENEL OLARAK

a) Sicil

Toplum yada aile içinde bir kişiyi diğerinden ayıran özellikler kişisel durumu gösterir. Kişisel duruma o kişinin adı, yaşı, cinsiyeti, yerleşim yeri, hısımlık ilişkileri, evli veya bekar oluşu, dul veya boşanmış olması örnek olarak gösterilebilir.

TMK m. 36/I’e göre; kişisel durum, bu amaçla tutulan resmi sicille belirlenir.

TMK’da sözü edilen resmi siciller (kütükler) şunlardır:

- Doğum kütüğü

- Ölüm kütüğü

- Evlenme kütüğü

- Aile kütüğü

- Yer değiştirme kütüğü

- Boşanma kütüğü

- Kayıt ve yaş tashihi kütüğü

- Diğer kişisel hal değişikliği kütüğü

b) Görevliler

Kişisel durum sicili, Devletçe atanan memurlar tarafından tutulur.

Aile kütüklerinden çıkarılan örnekler ve bunlara dayanılarak saptanmış olaylar birer hukuksal işlem olup aksi ispatlanana kadar geçerlidir.

c) Sorumluluk

Durum sicilinin tutulmasından doğan zararlar, kusurlu memura rücu edilmek kaydıyla, Devletçe tazmin edilir.

d) Düzeltme

Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz. Ancak, değiştirme için mahkeme kararı gerekli değildir. Değişikliği kütüğe geçirmek üzere başvuran kişinin değişikliğe dayanak olan resmi belgenin onaylı bir suretini dilekçesine eklemesi yeterlidir.

Verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbi yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmi sağlık kurulu raporuyla doğrulanmış ise ancak mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir.

Kişisel durum sicilinde cinsiyet değişikliği nedeniyle düzeltme yapılabilmesi için iki aşamalı işlem gerekmektedir: cinsiyet değişikliğine izin verilmesi davası ve nüfus kütüğünde düzeltme davası.

II. DOĞUM KÜTÜĞÜ

a) Bildirme

Doğumlara ilişkin bildirimler ve kimliği bilinmeyen bulunmuş çocuklar hakkındaki işlemler Nüfus Kanunu hükümlerine göre yapılır (TMK m. 41).

Kişisel durum kütüklerindeki kayıtlar adi karine niteliğindedir. Kanıtlama yükü kaydın aksini savunana aittir.

b) Doğum kütüğünde değişiklikler

Kişisel durumlarda ortaya çıkan değişiklik kütüğe geçirilmelidir. Değişikliğin kütüğe yazımı ayrıca mahkeme kararı alınmasını gerektirmez.

Doğum kütüğünde kişisel durumlarda oluşan değişikliklere örnekler şunlardır:

- Evlilik dışı bir çocuğun tanınması

- Hakimin babalığa karar vermesi

- Soybağının düzeltilmesi

- Evlat edinme

- Bulunmuş bir çocuğun soybağının belli olması.

III. ÖLÜM KÜTÜĞÜ

a) Ölümün bildirilmesi

Ölüm, bir insanın yaşamının tüm ve kesin olarak sona ermesi olayıdır. Ölüm ile kişilik sona erer.

Ölümlere ilişkin bildirimler Nüfus Kanunu hükümlerine göre yapılır (TMK m. 43).

Ölüm olayının nüfus idaresine bildirilmesi bir zorunluluk teşkil eder.

Gerek ölüm olayı ve gerekse ölümün zamanı kişisel durum kütükleri ile kanıtlanabilir. Kişisel durum kütüklerindeki kayıtlar adi karine niteliğindedir. Kişisel durum kütüğüne bir durumun işlenmemiş olduğu yada yapılmış olan kaydın gerçeği yansıtmadığı herhangi bir kanıtla kanıtlanabilir. Kanıtlama yükü kaydın aksini savunandadır.

b) Cesedi bulunmayan kişi

Bir kimse, ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde ortadan kaybolursa cesedi bulunmamış olsa bile, o yerin en büyük mülki amirinin emriyle kütüğe ölü kaydı düşürülür.

Bununla birlikte her ilgili, bu kişinin ölü veya sağ olduğunun mahkemece tespitini dava edebilir (TMK m. 44).

c) Gaiplik kararı

Gaiplik kararı, hakimin bildirmesi üzerine, ölüm kütüğüne kaydolunur.

d) Değişikliklerin kütüğe geçirilmesi

Nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadan düzeltilemez.

Aşağıdaki zorunlu değişiklikler ilgilinin kütükteki kaydının düşünceler sütununa yazılarak yapılır:

- Tescile esas olan bir bildirimin doğru olmadığının saptanması,

- Kime ait olduğu bilinmeyen cesedin kimliğinin belli olması,

- Gaiplik kararının kaldırılması.

3. BÖLÜM

TÜZEL KİŞİLER

I. GENEL HÜKÜMLER

A. Tüzel kişilik

Tüzel kişilik başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal topluluklarıdır.

Kişi toplulukları ve mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar. Ancak amacı hukuka veya ahlaka aykırı olan kişi ve mal toplulukları tüzel kişilik kazanamaz.

Kişi ve mal topluluklarının kütüklerine kayıtlarını yaptırmakla kişilik kazanmalarına yönelik kural aşağıdakiler açısından geçerlidir:

- Vakıflar

- Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır.

- Ticaret şirketleri

Komandit ve kolektif ortaklıklar Ticaret Siciline kayıt olunmakla tüzel kişilik kazanır. Aynı şekilde anonim ortaklık ve limited ortaklıklarda Ticaret Siciline kayıt olunmakla tüzel kişilik kazanır.

Dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülki amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar.

Tüzel kişilerin ortak unsurları şunlardır:

1. Topluluk bulunmalıdır.

2. Belirli bir amaç olmalıdır.

3. Örgütlenmiş olmalıdır.

4. Hukuk düzeni tanımalıdır.

B. Hak ehliyeti

Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler (TMK m. 48).

Buna göre; tüzel kişi, evlenmez, doğmaz, ölmez ve mirasçı olamaz. Ancak tacir ise, ticari işletmesine ilişkin işlemler bir ticaret ünvanı ile yapmak zorundadır. İsterse işletme adı kullanabilir.

Tüzel kişiler, intifa hakkı, dava hakkı ve taraf ehliyetine sahiptir.

C. Fiil ehliyeti

Tüzel kişiler, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar (TMK m. 49). Yani, tüzel kişiler gerçek kişilerden oluşan organ ile fiil ehliyetini kazanabilir.

Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa vesayet makamı bir yönetim kayyımı atar (TMK m. 427).

Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukuki işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar.

Organlar, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar.

D. Yerleşim yeri

Tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde gösterilen yerdir. Tüzel kişilerin kuruluş belgesinde yerleşim yerleri belirtilmemiş ise, tüzel kişinin yerleşim yeri, işlerinin yönetildiği yerdir (TMK m. 51).

E. Kişiliğin sona ermesi

Tüzel kişiliğin sona ermesi sonucu öncelikle tasfiye işlemi gerçekleştirilecek daha sonra arta kalan malvarlığının özgüleme işlemi yapılacaktır. Yani, sonra eren tüzel kişinin kişiliği, ehliyeti tasfiye amacıyla sınırlı olmak üzere tasfiye sırasında da devam eder (TMK m. 52).

Tasfiye aşamasında tüzel kişinin gerek kendi üyeleri ve gerekse üçüncü kişiler ile olan ilişkileri kesilir.

Tasfiye sırasında da sona eren tüzel kişinin kişiliği ve ehliyeti devam eder. Ancak bu durum tasfiye amacı ile sınırlı olmak üzere devam eder.

Tüzel kişinin sona erme sebepleri, kendiliğinden sonra erme, kendi kendini fesih, mahkeme kararıyla sonlandırma şeklinde olabilir.

II. DERNEKLER

A. Kuruluşu

En az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi topluluğuna dernek denilir.

Derneğin unsurları şunlardır:

1. İnsan unsuru

2. Amaç unsuru

3. Süreklilik unsuru

4. Tüzel kişiliğe sahip olma unsuru

B. Dernek kurma hakkı

Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir.

Dernek kurucularının fiil ehliyetine sahip olması gerekir.

C. Tüzük

Her derneğin bir tüzüğü bulunur.

Dernek tüzüğünde düzenlenmemiş konularda kanun hükümleri uygulanır.

Dernek tüzüğünde derneğin adı, amacı, yerleşim yeri, kurucuları, gelir kaynakları, üyelik koşulları, organları ve örgütü ile geçici yönetim kurulunun gösterilmesi zorunludur.

D. Tüzel kişiliğin kazanılması

Dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülki amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar (TMK m. 59/I).

E. Üyelik ve koşulları

Hiç kimse, bir derneğe üye olmaya ve hiçbir dernek de üye kabul etmeye zorlanamaz (TMK m. 63).

Fiil ehliyetine sahip bulunan her gerçek kişi, derneklere üye olma hakkına sahiptir.

Gerçek kişiler ve tüzel kişiler derneğe üye olamazlar.

F. Üyeliğin sona ermesi

Üyelik için kanunda veya tüzükte aranılan nitelikleri sonradan kaybedenlerin dernek üyeliği kendiliğinden yada üyenin çıkması ile sona erer. Ayrıca, üyeler, tüzükte gösterilen sebeplerle çıkarıldığında da üyelik sona erer.

G. Kapsamı

Dernek üyeleri eşit haklara sahiptir. Her üyenin, derneğin faaliyetlerine ve yönetimine katılma hakkı vardır.

Her üyenin genel kurulda bir oy hakkı vardır; üye, oyunu şahsen kullanmak zorundadır.

Üyelerin ödenti verme borcu tüzükle düzenlenir.

Üyeler, dernek tüzüğüne uymak ve derneğe sadakat göstermekle yükümlüdürler.

H. Genel kurul

Genel kurul, derneğin en yetkili karar organı olup; derneğe kayıtlı üyelerden oluşur.

İ. Yönetim kurulu

Yönetim kurulu, beş asıl ve beş yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda üyeden oluşur.

J. Denetim kurulu

Denetim kurulu, üç asıl ve üç yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda üyeden oluşur.

K. Sona erme

Dernekler; kendiliğinden, genel kurul kararı yada mahkeme kararı ile sona ererler.

III. VAKIFLAR

A. Kuruluşu

Vakıflar, gerçek ve tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır (TMK m. 101/I).

Vakıflarda üyelik olmaz.

Vakıflar mal topluluğudur.

Vakıfların unsurları şunlardır:

1. Mal topluluğu bulunmalıdır.

2. Belirli bir amaç olmalıdır.

3. Örgütlenmiş olmalıdır.

4. Hukuk düzeni tanınmalıdır.

a) Kuruluş şekli

Vakıf kurma iradesi, resmi senetle veya ölümle bağlı tasarrufla açıklanır (TMK m. 102/I).

1. Resmi senetle vakıf kurulması

Resmi senetle kurulan vakıflarda resmi senedi düzenleyen noter, resmi senedin bir örneğini 7 gün içerisinde Vakıflar Genel Müdürlüğüne gönderir.

Mahkemeye başvurma, vakfeden tarafından re’sen yapılır.

Vakıf kuran tam ehliyetli olmalıdır. Tam ehliyetsizin yaptığı hukuki işlemler kural olarak kendiliğinden hükümsüz olduğu için hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınmak zorundadır.

Vesayet altındaki kişi adına vakıf kurmak yasaktır.

2. Ölüme bağlı tasarrufla vakıf kurulması

Miras bırakan, terekesinin tasarruf edilebilir kısmının tamamını veya bir bölümünü özgülemek suretiyle vakıf kurabilir (TMK m. 526/I).

Vasiyet,

- resmi şekilde,

- miras bırakanın el yazısı,

- sözlü olarak yapılabilir.

Vakıf, ancak kanun hükümlerine uyulmak koşuluyla tüzel kişilik kazanır.

b) Vakfın tüzel kişilik kazanması

Mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümleri uyarınca tüzel kişilik kazanırlar.

Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır (TMK m. 102/I). Ayrıca Vakıflar Genel Müdürlüğünde tutulan merkezi sicile kaydolunur.

c) Mal ve hakların kazanılması ve sorumluluk

Özgülenen malların mülkiyeti ile haklar, tüzel kişiliğin kazanılmasıyla vakfa geçer.

Tescile karar veren mahkeme, vakfedilen taşınmazın vakıf tüzel kişiliği adına tescil edilmesini tapu iradesine bildirir.

Ölüme bağlı tasarrufla kurulan vakfın mirasbırakanın borçlarından sorumluluğu, özgülenen mal ve haklarla sınırlıdır (TMK m. 105).

B. Vakıf senedi

Vakıf senedinde aşağıdaki hususların gösterilmesi zorunludur:

1. Vakfın adı

2. Vakfın amacı

3. Vakfın amacına özgülenen mal ve haklar

4. Vakfın örgütlenme şekli

5. Vakfın yönetim şekli

6. Vakfın yerleşim yeri

C. Vakfın sona ermesi

Aşağıdaki hallerde vakıf kendiliğinden sona erer (TMK m. 116).

- Vakfın amacının gerçekleşmesinin olanaksız hale gelmesi,

- Vakfın amacının değiştirilmesine de olanak bulunmaması.

Kendiliğinden sona eren vakıf mahkeme kararıyla sicilden silinir.

Vakıf;

- Yasak amaç güttüğü sonradan anlaşılmışsa,

- Yasak faaliyetlerde bulunduğu anlaşılmışsa,

- Amacı sonradan yasaklanmasına karşın amacının değiştirilmesine olanak bulunmazsa dağıtılır.

Vakfın dağıtılması istemi, denetim makamının yada Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine incelenir. İstem asliye hukuk mahkemesi tarafından duruşma yapılarak incelenir. Mahkeme TTK m. 116/II hükmünde belirtilen koşulların oluştuğunu belirlerse vakfın dağıtılmasına karar verir. Sicile vakfın dağıtıldığı tescil edilir.

 
Bulunduğunuz sayfa: Anasayfa Çalışma Grubu Toplantıları Diğer 1 Kasım 2008 - Jur. Dr. Mevci Ergün - Medeni Hukukta Başlangıç Hükümleri

Anket

Yeni Site Görünümü?
 

İletişim

UPB (Merkez)
Mustafa Karaer Cad. Çiğdem 2 Sk. Begev Binası
Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi / BURSA
Tel: (+90) 224 261 54 62 Faks: (+90) 224 261 57 29