UPB

15 Kasım 2007 - Hüseyin Güner - Ticari İşletme Hukuku

e-Posta Yazdır PDF

1. BÖLÜM

TACİR

I. TACİR SIFATI

Türk Ticaret Kanunu (TTK) tacir sıfatının gerçek kişiler ve tüzel kişiler açısından elde edilmesini ayrı ayrı düzenlemiştir.

A. Gerçek kişilerin tacir sıfatı

Bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir (TTK m. 14/I).

Bu tanımdan hareketle, bir gerçek kişinin tacir olabilmesi için, aşağıdaki unsurların birlikte olması gerekir:

1. Bir ticari işletmenin varlığı

2. Ticari işletmenin işletilmesi

3. Ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işletme

Temsilci sıfatıyla hareket eden veli veya vasi, eğer temsil olunan küçük veya mahcur adına bir ticari işletme işletiyorlarsa kendileri değil adına işletme işletilen küçük veya, mahcur tacir olur. Buna göre, küçük veya mahcurlara ait ticari işletmeyi bunlar adına işleten veli veya vasi, tacir sayılmaz. Tacir sıfatı temsil edilene aittir. Şu kadar ki, kanuni mümessil ceza hükümleri bakımından tacir gibi mesul olur.

Bazı kimselerin ticaretle uğraşmalarını kanun yasaklamıştır: Örneğin; devlet memurları, avukatlar, noterler ticaretle uğraşamazlar.

Ayrıca, bazı işleri yapabilmek için ruhsat veya izin almak gerekmektedir. Örneğin; eczane açmak için eczacılık ruhsatı almak gerekir, bankacılık, sigortacılık yapmak veya aracı kurum olmak için anonim şirket olmak gerekmektedir. Yine, Türk Patent Enstitüsü nezdinde başvuru sahipleri adına işlem yapma yetkisine sahip gerçek kişi olan marka ve/veya patent vekillerinin de Vekillik Yeterlik Sınavında başarılı olmaları gerekir. Bu vekiller Türk Patent Enstitüsü (Enstitü) tarafından ayrı ayrı tutulacak sicillere kayıt edilir. Vekiller, 5000 sayılı Kanun ve diğer sınai haklarla ilgili konularda, ilgili kişileri Enstitü nezdinde temsil eder, danışmanlık yapar ve sınai hakların korunması için Enstitü nezdinde gerekli girişimlerde bulunur ve işlemleri yürütürler. Bu durumda gerçek kişi olan marka ve/veya patent vekilleri de tacir sayılırlar.

B. Tüzel kişilerin tacir sıfatı

Tüzel kişilerin tacir sıfatına ilişkin düzenleme TTK. nun 18nci maddesinde yer almaktadır. Bu hüküm, hangi tüzel kişilerin tacir olacağını ve olamayacağını düzenlemektedir. Buna göre tacir olacak tüzel kişiler şunlardır: “Ticaret şirketleriyle, gayesine varmak için ticari bir işletme işleten dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi amme hükmi şahısları tarafından kurulan teşekkül ve müesseseler dahi tacir sayılır.”

Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise tacir olamayacak tüzel kişiler belirtilmiştir. Buna göre, “Devlet, vilayet, belediye gibi amme hükmü şahısları ile umumi menfaate hakim cemiyetler, bir ticari işletmeyi ister doğrudan doğruya, ister amme hukuku hükümlerine göre idare edilen ve işletilen bir hükmi şahıs eliyle işletsinler kendileri tacir sayılamazlar.”

TTK m. 18 hükmü sınırlayıcı bir hüküm değildir, yani tacir sayılacak tüzel kişiler 1. fıkrada sayılanlardan ibaret değildir. Tacir olmanın ana kıstası, bir ticari işletmeyi işletmektir. Bu nedenle bir ticari işletmeyi işleten ve tacir sayılamayacakları 2. fıkrada belirtilmeyen tüzel kişilerde, örneğin ticari işletme işleten vakıflar da, tacir sayılırlar.

Bu anlamda, Enstitü nezdinde başvuru sahipleri adına işlem yetkisine sahip olan tüzel kişiler de tacir sayılırlar.

II. TACİR OLMANIN HÜKÜMLERİ

Tacir olmanın hükümleri TTK. da iki başlık halinde düzenlenmiştir. Bunlar aşağıda gösterilmiştir:

A. Genel olarak

1. İflasa tabi olma

2. Ticaret ünvanı seçme ve kullanma zorunluluğu

3. Ticaret siciline kayıt yükümlülüğü

4. Defter tutma yükümlülüğü

5. Basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğü

6. İhtar ve ihbarları resmi şekilde yapma yükümlülükleri.

B. Hususi olarak

1. Ticaret karinesi

2. Ücret isteme hakkı

3. Fatura ve teyit mektubu verme yükümlülüğü

4. Ücret ve cezanın indirilmesini isteyememe

5. Ticari örf ve adete tabi olma

6. Odaya kaydolma zorunluluğu

7. Hapis hakkını kullanmada kolaylıktan yararlanma

8. Ticari satış ve trampa

2. BÖLÜM

TİCARET ÜNVANI VE İŞLETME ADI

I. TİCARET ÜNVANI

Tacirler, kanun hükümlerine uygun olarak bir ticaret ünvanı seçmeye ve bunu ticari işlerini yaparken kullanmaya mecburdurlar (TTK m. 20). Yani tacirler, ticari işletmeleri ile ilgili olarak yapacakları her hukuki işlemi, bu unvan ile yapmak zorundadırlar. Örneğin, yaptıkları sözleşmeleri, düzenledikleri senetleri, bankalarda açtıkları hesapları, marka tescil başvuruları, endüstriyel tasarım tescil başvuruları, patent tescil başvuruları her zaman bu unvan ile imzalamaları gerekmektedir.

Ticaret ünvanı, işletme adından farklıdır. İşletme adı, işletmeyi belirtir. İşletme adına bakarak genellikle bu işletmeyi kimin işlettiğini tespit edemeyiz. Ticaret ünvanı, taciri belirten bir ad olması nedeniyle büyük bir öneme sahiptir.

Ticaret ünvanı, tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemlerini yaparken kullandığı ada denir. Dolayısıyla ticaret ünvanının fonksiyonu tacirleri birbirinden ayırmaktadır. Sadece tacirlerin ticaret ünvanı kullanması mümkündür, yani tacir olmayanlar ticaret ünvanı kullanamazlar. Bir tacirin ticaret ünvanını başka bir tacirin haksız yere kullanması haksız rekabet teşkil eder.

Ticaret ünvanının Ticaret Siciline tescili zorunludur. Ayrıca tacir, ticaret ünvanını işletmesinin giriş cephesine herkes tarafından kolayca görülebilecek bir şekilde yazmak zorundadır.

Ticaret ünvanlarının gerçek durmu yansıtması, aldatıcı, yanıltıcı veya yanlış izlenim uyandırıcı yada başkalarının ticaret ünvanları ile karışıklık yaratıcı olmaması gerekir.

II. TESCİL

Her tacir, ticari işletmenin açıldığı günden itibaren 15 gün içinde ticari işletmesini ve seçtiği ticaret ünvanını, işletmenin merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan ettirmeye mecburdur (TTK m. 42).

Ayrıca tacirin ticaret ünvanı ile birlikte kullanacağı imzayı notere tasdik ettirerek bunu sicil memuruna vermesi gerekir (imza sirküleri).

Tacir tüzel kişi ise imzaya yetkili olanların imzasını aynı şekilde notere tasdik ettirerek sicil memuruna vermesi gerekir.

III. TİCARET ÜNVANININ ŞEKLİ

Ticaret ünvanları, çekirdek kısmı ve ekler olmak üzere iki kısımdan oluşur. Çekirdek kısmı, ticaret ünvanının da bulunması zorunlu olan unsurları ifade eder ve her tacir türü için birbirinden farklıdır. Ek kısmi ise bazı haller hariç, kullanılması zorunlu olmayan unsurlardan oluşmaktadır.

Ticaret ünvanının çekirdek kısmının nasıl teşkil edeceği, gerçek kişiler ve tüzel kişiler için ayrı ayrı belirlenmiştir.

1. Gerçek kişilerin ticaret ünvanı

Gerçek kişi tacirlerin, ticaret ünvanının çekirdeğini, kendi ad ve soyadları oluşturur. Buna istedikleri ekleri yapabilirler. Tek başına ticaret yapan hakki şahıslar, ticaret ünvanlarına, bir şirketin varlığı zannını uyandıracak ekler yapamazlar.

Tacirin ölümü halinde, misasçıların ticaret ünvanını değiştirmeden ticarete devam etmeleri mümkündür.

Örneğin; Ahmet Soylu Marka ve Danışmanlık ticaret gibi.

2. Adi şirketin ticaret ünvanı

Adi şirket ortakları da, ortaklığın tüzel kişiliği olmadığından bizzat kendileri tacir olurlar. Bu nedenle her birinin ayrı ayrı ticaret ünvanları olması gerekir. Ortaklığın temsili hükümlerine göre, eğer birkaç ortak birlikte işlem yapmak zorunda iseler, bunların her birinin ticaret ünvanlarının ayrı ayrı yazılması gerekmektedir. Ancak genellikle adi şirketin ticaret ünvanının, ortaklardan birinin adı ve soyadı ile adi şirket olduğunu gösteren bir ibarenin eklenmesi suretiyle de kullanılabileceği kabul edilmektedir. Yani “Ali Ak ve Ortakları” şeklinde bir ticaret ünvanı da geçerli bir ticaret ünvanıdır.

3. Kollektif ve komandit şirketlerin ticaret ünvanları

Kollektif şirketin ticaret ünvanında, bütün ortakların ad ve soyadları, en azından bir ortağın ad ve soyadı ile şirket nevini gösteren bir ibare yer almak zorundadır. Kolektif şirketlere sadece gerçek kişiler ortak olabilirler. Kanun ortakların bir tanesinin adı ve soyadının ticaret ünvanında bulunmasını yeterli görmüş olmakla birlikte, ortakların tamamının ad ve soyadının yazılmasını da imkan dahiline almıştır.

Örneğin; Elif Epiri İnşaat ve Taahhüt Kollektif Şirketi gibi.

Komandit şirketlerde iki tip ortak bulunmaktadır; komandite ortaklar şirket borçları nedeniyle sınırsız sorumlu olan ve şirket işlerini idare eden ortaklardır. Komanditer ortaklar ise şirkete sadece sermaye koyan ve şirketin idaresine karışmayan pasif ortaklardır ki bunların şirket borçlarından sorumluluğu ödemedikleri sermaye borçlarıyla sınırlıdır. Bu nedenle, adi ve sermayesi paylara bölünmüş olan komandit şirketlerin, ticaret ünvanlarında, komandite ortaklardan en az birinin adı ve soyadının bulunması zorunludur.

Ancak, komanditer ortakların ad ve soyadları ticaret ünvanına yazılamaz. Şayet yazılacak olursa, ticaret ünvanı geçersiz olmaz, fakat ismi ticaret ünvanında yer alan komanditer ortak komandite ortak gibi sorumlu olur.

Ticaret ünvanında bulunan gerçek kişilerin ad ve soyadları kısaltılarak yazılamaz.

Örneğin, Hasan Yıldırım İnşaat ve Taahhüt Komandit şirketi gibi.

4. Limited, anonim ve kooperatif şirketlerin ticaret ünvanı

Limited, anonim ve kooperatif şirketlerin ticaret ünvanlarında, işletme konusu ve şirket nevini gösteren ibareyi göstermeleri zorunlu ve yeterlidir (TTK m. 45). Yani ticaret ünvanlarında; “Limited şirket”, “Anonim şirket” ve “Kooperatif” kelimelerinin bulunması şarttır.

Ancak bu durumda, aynı konuya sahip pek çok anonim, Limited veya kooperatif şirket söz konusu olacağından bunların birbirinden ayırt edilmelerini sağlayıcı ekler yapılması zorunludur.

Şirketin ticaret ünvanında yer alan konu, aynı zamanda şirketin hukuki işlem ehliyetinin de sınırlarını gösterir.

Örneğin; Kartes İnşaat Malzemeleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Yörsan Gıda Mamülleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Sınırlı Sorumlu Eren Yapı Kooperatifi gibi.

5. Diğer tüzel kişi tacirler

Amacına ulaşmak için, ticari işletme işleten dernekler de tacir olurlar, bunların ticaret ünvanları tüzüklerinde gösterilen adlarıdır. Kamu işletmelerinden tüzel kişiliğe sahip olarak kurularak tacir olanların ticaret ünvanı kuruluş kanunlarında veya ana sözleşmelerinde gösterilen adlarıdır. Tüzel kişiliğe sahip olmayan kamu işletmeleri ise, bu işletmeye sahip olan kamu kurumunun adı ve işletmenin adından oluşan bir ticaret ünvanı kullanırlar. Örneğin “Ankara Belediyesi, Ekmek Fırını” gibi.

Kamuya yararlı dernekler ise derneğin adı ve işletmenin adından oluşan bir ticaret ünvanı kullanırlar.

Örneğin, “Kızılay Afyonkarahisar Maden Suyu İşletmesi” gibi.

6. Donatma iştirakinin ticaret ünvanı

Donatma iştirakinin ticaret ünvanı iki şekilde olabilir (TTK m. 46/II).

Birincisi, donatma iştiraki ortaklarından en az birisinin adı ve soyadı ile donatma iştiraki olduğunu gösteren ibareden oluşur. Örneğin, “Hakan Epiri Donatma İştiraki” gibi.

İkincisi ise, donatma iştiraki olarak işletilen geminin adı ve donatma iştiraki olduğunu gösterir bir ibareden oluşur. Örneğin “Belgin Donatma İştiraki” gibi.

7. Ekler

Yukarıda belirtmiş olduğumuz zorunlu unsurlar dışında, tacir ticaret ünvanına istediği ekleri yapabilir. Ancak bazı eklerin kullanılması Bakanlar kurulu’nun iznine tabidir. Gerçekten, Türk, Türkiye, Cumhuriyet ve Milli gibi kelimelerin bir ticaret ünvanında kullanılması Bakanlar Kurulu’nun iznine tabidir (TTK m. 48).

IV. İŞLETME ADI

Ticaret ünvanından farklı olarak, işletme sahibini hedef tutmaksızın doğrudan doğruya işletmeyi tanıtmak ve benzer işletmelerden ayırt etmek için kullanılan adlara “işletme adı” denir (TTK m. 55). İşletme adı kullanılması zorunlu değildir. Ancak kullanılması halinde, tescili zorunludur. İşletme adını esnaflarda kullanabilir, oysa ticaret ünvanı sadece tacirlere özgüdür.

Örneğin, Gönlü Ferah Oteli, Seçkin Optik, Helvacı Hasan Lokantası birer işletme adıdır.

Tacir istediği bir işletme adını seçip kullanmakta serbesttir.

Ticaret ünvanının aksine işletme adı, işletmeden ayrı olarak devredilebilir. Tacir, işletmesini kendinde tutarak, sadece işletme adını başka birine devredebileceği gibi işletme adının kullanımı için lisans da verebilir. Hatta işletmeyi başkasına, işletme adını ise daha başka birine devredebilir. Ancak, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, işletmenin devri işletme adının da devrini gerektirir.

İşletme adını seçip tescil ettiren tacir, bunun üzerinde tekel hakkına sahip olur. Ancak bu hak, gerçek kişi ve tüzel kişi tacirler bakımından hiçbir ayrım olmaksızın tescil edildiği ticaret bölgesi ile sınırlıdır.

Tescil ettirilmemiş işletme adları, haksız rekabet hükümlerine göre korunabilir.

3. BÖLÜM

TİCARET SİCİLİ

Tacirler işletmelerini Ticaret Siciline tescil ettirmek zorundadırlar (TTK m. 20). Tacirin birden fazla işletmesi varsa, her birini ayrı ayrı tescil ettirmelidir. İşletmelerin şubeleri varsa, şubelerde bulundukları yerin ticaret siciline tescil ettirilirler.

Ticaret sicili, aleni sicillerdendir, sadece ilgililer değil herkes bu sicilleri inceleyebilir. Ticaret sicili, resmi sicildir.

Ticaret sicili, ticaret ve sanayi odası veya ticaret odası bulunan yerlerde kurulur. Oda olmayan veya oda olsa bile yeterli teşkilatı olmayan yerlerde ticaret sicil işleri Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca tespit edilecek, o il dahilindeki yeterli teşkilata sahip odalardan birinin ticaret sicili memurluğu tarafından yürütülür.

Her Ticaret Sicilinin başında bir sicil memuru bulunur.

Ticaret ve Sanayi Bakanlığı, ticaret sicil memurluklarının faaliyetlerini her zaman denetlemeye ve gerekli tedbirleri almaya yetkilidir.

Hangi hususların sicile tescil edilmesi gerektiğine dair belirli bir düzenleme bulunmamaktadır. Kanun bunun yerine her bir konuyu düzenlerken bu konuyla ilgili işlemlerin tescilinin gerekip gerekmediğini de ilgili bölümde belirtmiştir.

Örneğin, bir anonim şirketin kuruluşunda nelerin tescil edilmesi gerekeceği anonim şirketle ilgili düzenlemeler arasında yer almaktadır.

Tescil kural olarak, ilgililerin talebi üzerine yapılır. Bir işlemin ilgilisi, o işlemle doğrudan doğruya ilgisi olan kişilerdir. Dolaylı olarak ilgili olan kişilerin tescil talebinde bulunması söz konusu değildir. Örneğin, bir anonim şirketle ilgili hususların tescilini talep etmeye yetkili olan anonim şirketin kendisidir, ortaklar değil.

Tescil edilmiş hususlarda meydana gelen değişikliklerinde, değişikliğin ortaya çıktığı tarihten itibaren 15 gün içinde tescili gerekir.

Tescilin dayandığı işlemler veya olaylar sona ererse yine 15 günlük süre içinde tescil edilmiş hususların terkin ettirilmesi gerekir.

İlgililer bazı hallerde bazı hususların geçici olarak tescilini de talep edebilirler (TTK m. 34).

Kural olarak sicil, talep üzerine yapılır. Yani sicil memuru, tescili gereken bir hususun tescil ettirilmediğini fark ettiği takdirde, kendisi re’sen tescil yapamaz. Bu durumda ilgilileri, tescile davet etmesi gerekir.

Bazı hallerde, kanunun açıkça izin vermesi halinde, ilgilinin talebi olmadan tescil mümkündür. Örneğin, merkezin kaydının silinmesinin bildirilmesi halinde şubenin kaydı da re’sen silinir.

Ticaret sicilinin, sicile tescil talebinde bulunan ilgili bakımından iki şekilde etki doğurması mümkündür. Kural olarak tescil, bildirici mahiyette bir işlemdir.

Ticaret sicili kayıtları, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, kaydın Ticaret Sicili Gazetesi ile ilan edildiği; ilanın tamamı aynı nüshada yayınlanmamış ise, son kısmının yayınlandığı günü takip eden iş gününden itibaren işlemeye başlayacak olan müddetlere de başlangıç olur.

Tescil ve ilan üçüncü kişilerin iyiniyetli olma iddialarını ortadan kaldırmaktadır.

4. BÖLÜM

HAKSIZ REKABET

I. KAVRAM

Haksız sözcüğü hak ve töreye uygun olmayan eylemdir. Rekabet (yarışma) aynı amacı güden kimseler arasında çekişme, yani yarışdır.

Rekabet aynı zamanda bir hak ve özgürlük çeşididir.

Haksız rekabet, iktisadi rekabetin objektif hüsnüniyet kurallarına aykırı bir şekilde her türlü suistimalidir (TTK m 56; MK m. 2). Bu tanıma göre haksız rekabet, olağan yarışın, eş deyişle normal rekabetin kötü yapılmasıdır. Haksız rekabet temelde haksız eylemin özel bir türüdür.

II. HAKKIN NİTELİĞİ

Haksız rekabet herkese karşı ileri sürülebilme olanağı veren mutlak bir haktır.

Haksız rekabetin öne sürülebilmesi için;

a) ekonomik rekabet,

b) rekabetin objektif iyiniyet kurallarına aykırı olarak kullanılması ve

c) zarar ile zarar tehlikesinin mevcut bulunması gerekir.

Haksız rekabetin mevcut olması için kusur şart değildir. Kusur ancak, haksız rekabet sebebiyle açılacak maddi tazminat davasında aranan gerekli bir unsurdur.

III. AMAÇ

Haksız rekabet serbest ekonominin sonucudur. Anayasamız çalışma ve sözleşme özgürlüğünü benimsemiş ve dolaylı biçimde de ekonomik rekabetin serbestliğini kabul etmiştir.

Amaç, ekonomik alanda dürüstlük ve doğruluk kurallarını ihlal edilmesini önlemektir.

Serbest (ve sosyal) piyasa ekonomisinin temelinde ticaret, sanayi ve rekabet serbestisi vardır.

Rekabet sınırlamalarına karşı kartel yasaları ve haksız rekabet hukuku araç olarak kullanılmaktadır.

IV. KURALLAR

Amaç, ekonomik alanda dürüst ve doğru ticari kurallara uygun bir rekabetin var olmasıdır. Bu amacın gerçekleşmesi için bazı kurallar kabul edilmiştir.

TTK’nun 56. maddesi ile “genel bir kural” kabul edilmiştir. Bu kurala göre; haksız rekabet, iktisadi rekabetin objektif hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir şekilde her türlü suistimalidir.

TTK m. 57’de ise, bazı haksız rekabet halleri sayılmıştır.

Tüm bu düzenlemeler, serbest piyasa ekonomisine, dürüst ticari uygulamaları hakim kılmak için öngörülmüştür.

Dürüst ticari uygulamalara aykırılık, TTK m. 57’de sayılanlar dışında, sözleşmenin ihlali, güvenin ihlali, ihlale teşvik ve açıklanmamış bilgilerin elde edilmesinde bu uygulamaların katkısı olduğunu bilen veya bilmemesinde ağır ihmalin sözkonusu olduğu üçüncü taraflarca açıklanmamış bu bilgilerin elde edilmesini de kapsar.

V. HAKSIZ REKABET KAPSAMININ BELİRLENMESİ

TTK m. 57 hükmünde sayılan “haksız rekabet” olaylarına giren herhangi bir hal ortada mevcut ise, sorun yaratmaz. Ancak bu madde de sayılanlar dışında bir hal mevcut ise, TTK’nun 56. maddesinden hareketle sorunun çözümüne yönelinecektir.

TTK m. 56 hükmü hakime; zamana ve mekana göre değişen ve ayrıca da çevrenin sosyal ve ekonomik telakkilerine intibak edebilen değişik bir kıstas vermiş bulunmaktadır. Bu kıstas sayesinde, dürüst bir tacirle dürüst olmayan bir tacirin ayrımı her zaman mümkündür.

Genel olarak haksız rekabetin varlığı için, ilgililer arasında, aynı cins veya ona benzer bir malın satılması hususunda bir rekabet münasebetinin yani o malın satılmasını temin zımnında müşteri celbi için yapılan bir mücadelenin mevcudiyeti şarttır.

I. BAZI HAKSIZ REKABET HALLERİ

TTK m. 57’de bazı haksız rekabet halleri sayılmıştır. Bu düzenlemede sayılan haller sınırlayıcı olmayıp belli başlı olanlara yer verilmiştir.

Bunlar arasında bulunanları üst başlıklar halinde vermek mümkündür:

a) Maddi varlıklar

Üretilen veya satılan mallar, para, ticari işletme vs.

b) Maddi olmayan varlıklar

Patent, tasarım, marka gibi fikri mülkiyet hakları, telif hakları, kişisel varlıklar, ticari sırlar, kredi itibarı, mesleki itibarı, müşteriler vs.

c) Çalışanlar

Memur, işçi ve müstahdem vs.

d) İş hayatı koşullarına uymamak

Yasa, tüzük, yönetmelik, sözleşme, mesleki veya yerel adetlerle belirlenmiş iş hayatı.

II. HUKUKİ SORUMLULUK

Haksız rekabet yüzünden,

1. müşterileri,

2. kredisi,

3. mesleki itibarı,

4. ticari işletmesi veya

5. diğer iktisadi menfaatleri bakımından zarar gören veya böyle bir tehlikeye maruz bulunan kimse, TTK m. 58’de yazılı davaları açabilir.

Bu davalar şunlardır:

a) Fiilin haksız olup olmadığının tespiti,

b) Haksız rekabetin önlenmesini,

c)Haksız rekabet neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılması, haksız rekabetin yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesi,

d) Kusur varsa zarar ve ziyanının tazmini,

e) BK m. 49’daki şartlar varsa manevi tazminat.

Haksız rekabet sonucunda mahkemece verilen karar, taraflar yönünden kesin hüküm oluşturur. Bu kural, haksız rekabete ilişkin kararlarda genişletilmiştir. Haksız rekabet yönünden verilen karar, haksız rekabete konu olan malları almış bulunan üçüncü kişiler hakkında da uygulanır (TTK m. 58/son). Fakat bu malları kendi kişisel gereksinmesi için elinde bulunduranlara söz konusu kural uygulanmaz (TTK m. 57/5).

Haksız rekabet eylemi, hizmet veya işlerini gördükleri esnada müstahdemler veya işçiler tarafından işlenmiş olursa yukarıda a, b, c’de belirtilen davalar, istihdam edenlere karşı da açılabilir (m. 59).

Davayı kazanan taraf isterse, mahkeme tüm giderleri haksız çıkan taraftan alınmak üzere, hükmün kesinleşmesinden sonra ilan edilmesine de karar verebilir (TTK m. 61).

III. BASININ SORUMLULUĞU

Haksız rekabet basın vasıtasiyle işlenmiş ise; fiilin haksız olup olmadığının tespiti, haksız rekabetin önlenmesi ve haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılması davaları sadece yazı sahibi veya ilan veren aleyhine açılabilir (TTK m. 60). Bunlar da belli değilse, ilgili sorumlu (yazı işleri müdürü gibi) aleyhine açılır.

IV. ZAMANAŞIMI

Haksız rekabette dava açmaya hakkı olan kişiler, dava hakkının doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve herhalde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TTK m. 62).

Haksız rekabet devam ettiği takdirde, haksız rekabette zaman aşımı cereyan etmez. Çünkü, haksız rekabet eylemi devam etmekte ve her gün için yeniden dava hakkı doğmaktadır.

Haksız rekabet suç olursa ve ceza yasaları uyarınca daha uzun bir zamanaşımı süresine tabi olan cezayı gerektiren bir fiil işlenmiş bulunursa bu uzun süre hukuk davalarında da uygulanır.

V. CEZAİ SORUMLULUK

Bazı haksız rekabet eylemleri yasa önünde suç olarak kabul edilmiş ve ilgilinin şikayetine bağlı tutulmuştur.

Buna göre, haksız rekabet davası açma hakkına sahip olan kişiler ile TTK m. 58’de belirtilen mesleki kuruluşlar haksız rekabetin işlendiği yer asliye ceza mahkemesine haksız rekabeti yapan kişi (fail) hakkında bir şikayet dilekçesi vererek şahsi dava açabilirler (TTK m. 58; CMUK m. 344).

Haksız rekabetin önlenmesi hakkında kesinleşmiş bir karara karşın haksız rekabet fiiline aynen veya tali değişikliklerle devam eden kimseyi öğrenen yerel Cumhuriyet Başsavcısı re’sen iddianame düzenleyerek fiilin işlendiği yer asliye ceza mahkemesinde kamu davası açar.

TTK’nun 64/I. b. 1, 2, 3 ve 4. hükümlerinde yazılı eylemler suç olarak sayılmıştır.

Şahsi şikayet üzerine açılan ceza davalarında, mahkemece, fail bir aydan bir yıla kadar hapis veya ağır para cezasıyla veya her ikisiyle birlikte cezalandırılmaktadır.

Cumhuriyet Başsavcısı tarafından re’sen açılan davalarda, mahkemece, faile 6 aydan aşağı olmamak üzere hapis ve ağır para cezasıyla cezalandırılır.

 
Bulunduğunuz sayfa: Anasayfa Çalışma Grubu Toplantıları Diğer 15 Kasım 2007 - Hüseyin Güner - Ticari İşletme Hukuku

Anket

Yeni Site Görünümü?
 

İletişim

UPB (Merkez)
Mustafa Karaer Cad. Çiğdem 2 Sk. Begev Binası
Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi / BURSA
Tel: (+90) 224 261 54 62 Faks: (+90) 224 261 57 29