PATENT MEVZUATINA GİRİŞ
Çağımızı ifade etmekte kullanılan kavramlardan en yaygın olanı , “Bilgi Toplumu” kavramlaştırmasıdır. Bilgi Toplumu’nu insanlığın önceki dönemlerinden ayıran en önemli özelliği ise , bilimsel ve teknolojik gelişmenin hızlanması ve bu bilimsel ve teknolojik gelişme sonucunda yeni buluşlara imza atılmasıdır. Ancak bu süreç , bir noktadan sonra tıkanma tehlikesine girmiş ve bilimsel ve teknolojik gelişmeler için yeni yatırımların yapılamaması tehlikesi doğmuştur. Bu tıkanmanın nedeni ise , buluş sahiplerinin emek ve sermaye harcadıkları buluşlarından yeterince ekonomik dönüş almalarını ve bununla yeni bilimsel ve teknolojik yatırımlara gitmelerini engelleyen “taklit” olgusudur. İşte bu taklit olgusu nedeniyle , araştırmacı kişi veya kuruluşlara yaptıkları yeni buluşları üzerinde , belli bir süre ile , “Patent” adı alında “tek başına üretme ve taklit edilmesini engelleyebilme” hakkını içeren bir “tekel hakkı” tanınmıştır. Bu patent hakkı , söz konusu buluşun “yenilik” , “tekniğin bilinen durumunun aşılması” ve “sanayiye uygulanabilirlik” kriterlerini karşılayıp karşılamadığının araştırılması neticesinde verilmektedir. Böylelikle , yapılan bilimsel ve teknolojik gelişme ile yeni buluşların finanse edilebilmesinde , dolayısıyla uygarlığımızın gelişmesinde , bugün anlatmaya çalışacağımız , “patent mevzuatı” önemli bir rol oynamaktadır.
Bu çalışmamızda, ülkemizin kabul ettiği uluslar arası anlaşmalar çerçevesinde uygulanan “patent mevzuatı” uyarınca, bir bulaşa patent verilmesi sürecinde önemli bir yer taşıyan Başvuru Dilekçesi'nin hazırlanışını, geçtiğimiz günlerde yapılan değişiklikleri gözönüne alarak örnek bir somut patent başvurusu üzerinden sizlerle paylaşmaya çalışacağız.
Faruk Özcan
Marka ve Patent Vekili



Yargıtay Kararlarına ulaşmak için lütfen buraya
